19 Mayıs 2008
Hüseyin Suda:
Bugün turumuzun üçüncü ve son günü. Amacımız, Alçıtepe Köyü üzerinden Yarımadanın Ege Denizi kıyılarını takip ederek, Kabatepe Limanı,Kabatepe Tanıtma Merkezi,Anzac Koyu ve Arıburnu'nu ziyaret edip geri dönmek ve arabamızı park ettiğimiz Eceabat'a ulaşmak. Eşyalarımızı yüklenip basıyoruz pedallara,yollarda olmak çok keyifli,bugün akşam olmasın istiyoruz.Parkur ana yoldan kat edildiğinde mesafeler çok kısa ancak çok sayıda arazi ve patika alternatifi mevcut.Doğru rotalar çıkarıldığında arazi sürüşleri son derecede zevkli ve tarih yüklü. Turun ilk gününde yaptığımız gibi tüm yarımadayı bu mantıkla dolaşmak gerekir diye düşünüyoruz.
3.gün izlediğimiz yol

Alçıtepe Köyünde çeşme başında bir mola veriyoruz. Buz gibi sudan kana kana içip,suluklarımızı dolduruyoruz. Bir sonraki durağımız olan Kabatepe Limanı'na kadar 13 km. yolumuz var. Sıkı bir rampa dışında genellikle inişleri bol bir sürüş yapacağız. Zamanımız kısıtlı olduğundan son gün ana yoldan gidiyoruz ama gözümüz hep çevredeki patikalarda,ah biraz daha zamanımız olsa diye iç geçiriyoruz.

Ziyaret edilecek o kadar çok anıt ve tarihi mekan var ki,zaman zaman yol tabelalarında yer kalmıyor.Bu gezide asıl amacımız savaşa ait tüm bu mekanları ziyaret etmek değildi,sadece yolumuz üzerindeki belli başlı birkaç şehitlik ve anıta uğradık. Ancak savaşın akışını ve önemli mekanlarını konu alan bir tur yapmak ta planlarımız arasında. Tabiki böyle bir tur çok iyi ve detaylı bir ön hazırlık gerektirecektir. Hem tarihi bilgilerimizi tazelememiz hem de bu bilgileri arazi üzerinde rotalara ayırmamız gerekecek.

Alçıtepe'den ayrıldıktan sonra hafif bir rampa çıkıyoruz. Yol ileride ikiye ayrılıyor. Yol,sağdan Kilitbahir yönüne soldan ise Kabatepe-Arıburnu-Conkbayırı ve Eceabat yönüne gidiyor. Biz sola doğru dönüp Kabatepe yönüne devam ediyoruz.

Yerel olarak Kum Tepeleri olarak bilinen bölgeden geçerek yolumuz üzerinde bizi ciddi anlamda zorlayan tek rampayı tırmanıyoruz. Yol bundan sonra hafif iniş modunda devam ediyor,Kabatepe Limanına yaklaşık 5 km. yolumuz kaldı.

Kabatepe Limanındayız. Kabatepe Limanı, Yarımadanın Ege kıyılarındaki tek ve en büyük limanıdır. Gökçeada'nın Anadolu ile bağlantısı Çanakkale Limanı dışında sadece Kabatepe'den sağlanıyor. Burası Kuzey rüzgarlarına kapalı ancak Güneyli rüzgarlar estiğinde sığınılabilecek tek limandır. Lodos rüzgarlarının şiddetli estiği özellikle sonbahar ve kış aylarında feribot seferleri zaman zaman yapılamaz ve Gökçeada'nın anakara ile bağlantısı kesilir ,yine böyle havalarda liman çevredeki tekneler tarafından doldurulur.Liman girişi, Lodos'un sert estiği kış mevsimlerinde dalgaların dipten taşıdığı kumlar nedeniyle sığlaşır ve sefer yapan feribotların girişine izin vermez. Birkaç yılda bir bu giriş temizlenerek derinleştirilir.

Kabatepe Limanından ayrılıp kısa bir sürüş sonrası Kabatepe Tanıtma Merkezine geliyoruz. Burası bölgede geçen muharebelerin tanıtıldığı ve birçok savaş malzemeleri,üniformalar ve fotoğrafların sergilendiği bir müze. Ancak ziyaret ettiğimiz 19 Mayıs 2008 tarihinde , yani bu bölgenin turizm açısından en yoğun olduğu tarihlerde bakım nedeniyle kapalı olması bizi hem üzdü hem de şaşırttı doğrusu. Müzeden görüntü alamadık ancak her yer yaşayan bir müze burada. İşte Fatih ve yaşayan Kabatepe Müzesinden güzel bir poz,fonda Küçük Kemikli sahili ve Arıburnu görülüyor...

Kabatepe Tanıtım Merkezinden ayrılarak Anzac Koyu ve Arıburnu yönüne doğru pedal basıyoruz. 25 Nisan 1915 tarihinde sabaha karşı muhripler, karaya çıkacak Anzac askerlerini taşıyan tekneleri Kabatepe’nin bir mil kadar açığında bıraktılar. Halen nedeni kesin bilinmemekle birlikte ilk çıkarma dalgası hedeften saptı, planlanan yerin 1.500 m. kuzeyine, yani Arıburnu sahiline, sonradan Anzac Koyu olarak adlandırılan koya yanaştı. Yanlış sahile çıkan Anzac askerleri şaşkınlık içinde idiler. Etrafı yüksek tepelerle çevrili bir alanda sanki kapana sıkışmışlardı. Türk tarafı da düşmanın bu sahile çıkacağına ihtimal vermemiş, bu nedenle sahil zayıf bir kuvvetle savunuluyordu. Buna rağmen isabetli atışlarla karaya çıkan Anzak birliklerinin tamamına yakını imha edilmiştir.

Fatih Güçlü:
Conk Bayırı öyle haşmetli bir yerdi ki bir ara sanki Hüseyin ile bundan yıllar önce cereyan eden savaştaki silah, top ve insan seslerini duyar gibi olduk. O mahşeri cehennemde can veren Türk ve yabancı askerlerin acısını bizlerde o anda paylaştık.
Aklıma Anzak koyundaki askerler için yapılmış mezarlığın önünde de yazan atamızın şu anlamlı sözleri geldi; "Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."
Mustafa Kemal Atatürk
Hüseyin Suda:
Bundan 93 yıl önce bir anlamda kıyameti andıran bir savaşın yapıldığı bu topraklarda bugün sessizlik ve huzur hakim. Doğa bu topraklarda şehit düşenlerin üzerine öyle güzel bir örtü örtmüş ki, görülmeye değer. Anzac askerlerinin yattığı Arı Burnu mezarlığının kıyısından eşsiz manzarayı seyrediyoruz. Fethedilmesi gerçekten de çok zor bir arazi yapısı var.

Fatih Güçlü:
Conkbayırından ayrıldıktan sonra istikametimiz Ecabaat’a yöneldi. Yol bundan sonra yokuş ve düzdü. Rahat bir tempoda Ecabaat’a vardık. Turumuzu tüm güzellikleri ile kazasız belasız bitirmekten dolayı çok mutluyduk ama bu güzel turun göz açıp kapayıncaya kadar sona ermesinden dolayı da içimiz biraz buruktu. Her şeyi ile harikulade bir tur yaşamıştık ama benim için bu turun bir başka önemi daha vardı. Yıllar önce Çanakkale savaşı ile ilgili okuduğum bir kitapta geçen şu sözler beni derinden etkilemişti;
“Bu topraklarda aziz yüz bin şehit başka muharebelerde ve İstiklal muharebelerinde şehit olanlarla beraber bir milyon aziz şehit, faziletler fazileti vatan aşkına, milletinin hür, müstakil ve dininin sonsuz temizlik, ahlak ve iyiliği içinde yaşaması için hayatını vermiştir.
Onların, canlarını vererek kurtardıkları vatanda, bugün hür, müstakil yaşayanların, şehit Mehmetçik’in ruhunu anlayıp anlamadıklarını bilmeye ihtiyaçları vardır.
Vatan tehlikeye girerse onu kurtaracak yegâne kuvvet milletin içindeki saf ve samimi feragat ve fedakârlık ateşidir. Şehit Mehmetçik bu ateşin yaşayanların kalbinde yanıp yanmadığını bilmek ister.
Onlar isterler ki her Türk vatandaşı hiç olmazsa ömründe bir kere kendi şanına layık muazzam bir yapıda, muhteşem bir yemin yerinde, mukaddes huzuruna gelsin ve şehit olurken duyduğu mukaddes vecd için herkes kasırgalaşsın ve vatanım tehlikede olursa senin gibi hayatımı da vermekten çekinmeyeceğim desin ve yemin etsin.
Mehmetçik o zaman kanının boşa gitmediğini görür ve vatan tehlikeye girerse koşup kalplere girmek üzere cennetine uçar” (17 Şubat 1953 Kurmay Albay Hayrettin Arun – Çanakkale Geçilmez – Recep Şükrü Apuhan-Timaş Yayınlarıİstanbul-2005 )
Umarım kalplerimizin içinden bu güzel duygular hiçbir zaman eksik olmaz ve dünyamızda bu kadar kanlı savaşlar asla bir daha cereyan etmez. Barış ve sevgi için yaşayalım dostlarım ve atamızın şu sözünü aklımızdan hiç çıkarmayalım;
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh”
Son...
Fatih Güçlü - Hüseyin Suda
Mayıs 2008
Posted
Jun 17 2008, 03:11 PM
by
Hüseyin Suda