18 Mayıs 2008 / 2. Gün
Hüseyin Suda:
Sabah erkenden kalkıyoruz. Kahvaltı henüz hazırlanıyor.Yakın çevrede bir sabah yürüyüşü yapıp ciğerlerimizi bol bol oksijenle dolduruyoruz. Sahilde sabah balığından dönen tekneler ile selamlaşıyoruz. Sonra sıkı bir kahvaltı yapıp bisikletlerimizi pit alanına çekiyoruz. İlk gün sonrası bisikletlerin her yerinden buğday başakları çıkıyor,bunları tek tek ayıklıyoruz. Fatih ilk gün patlayan lastiğini onarıyor. Artık yola hazırız,hava bugün düne göre daha sıcak olacak.
Fatih Güçlü:
2. gün ilk günkü kadar yoğun bir tempo ile sürüş yapmamaya karar verdik. Rotamız önce Seddülbahir köyünü daha sonra da düşmanın ele geçirmek istediği ve fakat ele geçiremediği en stratejik ve yarımadanın Güney kısmının en yüksek tepesi olan “Alçıtepe”yi kapsıyordu. Önce Seddülbahir köyüne gittik. Burada “İlk Şehitler” anıtını ziyaret ettikten sonra Ertuğrul Koyu'na doğru yöneldik.
İtilaf kuvvetleri 18 Mart 1915 tarihinden önce Kasım 1914’den başlamak üzere Çanakkale boğazını 11 kere bombalamışlar. İşte Seddülbahir’de ilk bombalamada görev yapan askerlerimiz bu bombalama sonucu şehit düşmüşler ve Çanakkale savaşlarındaki ilk şehitlerimiz olarak tarihe isimlerini yazdırmışlar. "V Beach" İngiliz mezarlığında ebedi istirahatlarına devam eden İngiliz askerleri de Seddülbahir’e çıkartma yapan ilk İngiliz askerleriymiş.
Hüseyin Suda:
Ertuğrul Koyu, itilaf kuvvetlerinin kod adıyla "V" kumsalı. 25 Nisan 1915 tarihinde İngilizler 3000 kişilik bir kuvvetini bu koya çıkartarak kıyıda tutunmayı ve buradan Alçıtepe istikametine ilerlemeyi hedefliyorlardı.Ancak karşılarında Ezine'li Yahya Çavuş ve 67 kahraman Türk askerini buldular. Ciddi kayıplar veren İngiliz kuvvetleri karaya çıktı ancak ilerleyemediler.İngilizler kendilerine karşı koyan Türk birliğini bir tümen olarak tahmin ediyorlardı. Daha sonra siperlerinde şehit düşen 62 kahraman Türk'ün cesedi ile karşılaşınca hayretler içinde kaldılar. Çıkartma sırasında hayatını kaybeden İngilizlerin "V Beach" mezarlığından tepedeki Türk siperleri o kadar yakın ki, yukarıda bölgeyi tanıtan rehberin konuşmalarını buradan rahatlıkla duyabiliyoruz.
Bu kez de tepeye çıkıyoruz. Aşağısı Ertuğrul koyu,solda Seddülbahir Kalesi,kıyıda denizin içine doğru uzanan kayalık görünümündeki iki uzantı ,İngiliz çıkartması sırasında ikmal için oluşturulan iskelelerin kalıntıları...Bu kalıntılar denizin içinde de devam ediyor.Birkaç yüz metre ilerimizde ise görünen "V Beach" İngiliz mezarlığı...
Fatih Güçlü:
İngilizler kendileri ile özdeşleşen o tilki kurnazlığını bu savaşta da uygulayıp 3000 askerini bir kömür gemisine yükleyerek Seddülbahir’deki koylara çıkartma yapmış. O tarihlerde kömür taşıyan gemiler savaş gemisi sayılmadığından bu gemilere dokunulmuyormuş. Bu kurnazlık ile sahil şeridini rahatlıkla işgal edebileceklerini düşünen İngilizler, sahilde çok büyük bir direniş ile karşılaşmışlar. Ezineli Yahya Çavuş ve silah arkadaşlarının mezarlarında şu enteresan nokta hemen gözüme çarptı. 3000 İngiliz askerini 10 saat süreyle karaya çıkmasını engelleyen bu kahramanların her biri yurdun farklı bölgelerinden gelmiş ve kanlarının son damlasına kadar ülkelerini savunmuşlardı. İzmir’den, Balıkesir’den, Elazığ’dan, Diyarbakır’dan ve yurdun birçok farklı beldesinden gelen bu güzel insanlar, sen ben bilinci ile değil biz bilinci ile savaşıp canlarını feda etmişlerdi. Aslında bu mezarlıkta bizlere bugünleri armağan eden şehitlerimiz oradan bağıra bağıra “Biz birlik içerisinde bu vatanı savunduk ve size emanet ettik, siz bu birlik ve beraberlikten asla vazgeçmeyin” diyorlardı. Umarım onların bu ulu mesajı hepimizin kulağına tüm şiddeti ile çalınır ve küpe olur.
Ertuğrul Koyuna hakim noktada şehit düşen askerlerimizin siperlerindeyiz.
Fatih Güçlü:
Seddülbahir’deki mezarlık ve anıtları uzunca bir süre ziyaret ettikten sonra Seddülbahir’e ikinci çıkarmanın yapıldığı “W” (Teke) koyuna yönelttik rotamızı. Hüseyin bu koyda savaştan kalan bazı malzemeler bulabileceğimizi iddia ediyordu. Hakikaten de o ve ben kumları biraz karıştırınca ikiye bölünmüş mermi kovanları bulduk. Fakat ben bölünmemiş tam bir mermi kovanı istiyordum ki Hüseyin’in gözüne bir kayanın üzerindeki nesne ilişti. Bu, o kayaya saplanmış bir mermiydi. Daha sonra gittiğimiz müzede bu merminin İngiliz Piyade Mermisi olduğunu öğrendik. Merminin kayaya saplandığı oyuğun etrafını eşeleyerek onu yerinden çıkarttık. Bu durum beni çok etkilemişti. 93 yıl önce bir İngiliz askeri tarafından ateşlenen silahından sahildeki bir kayaya saplanan mermi sanki yıllar sonra benim olmayı beklermiş gibi orada saplı bir şekilde kalmıştı. Hiç kimse onu orada görememiş veyahut görüp de çıkartmaya değer görmemişti. Kim bilir belki de vurularak can havli ile tetiğe son kez basan bir İngiliz Piyadesi’nin mermisi idi bu mermi. Bir mermiye bir de etrafımdaki güzelliklere baktım ve savaşın ne kadar kötü bir şey olduğunu düşündüm. Sevgiyle yaratılmış bir portre gibi enfes doğal güzelliklerin bulunduğu bu beldede ne acılar yaşanmış, ne kanlar dökülmüştü aslında. Ne yüzünden; sevginin karşıtı olan korku yüzünden… Aslında çevremizde her gün geçerken gördüğümüz bir sürü doğal güzellik bizlere bu dünyanın sevgi üzerine kurulduğunu inatla, hiç bıkmaksızın haykırıyor, ama birçoğumuz ne yazık ki bu mesajı duymazdan geliyoruz.
Çanakkale’de savaşa katılan bir Anzak subayı bu konudaki duygularını bakınız ne kadar güzel bir biçimde ifade etmiş;“Solumda Seddülbahir’in eski ve yıkık duvarları ve hisarları Boğazın kıpırtılı sularına dayanıyordu. Az ileride, insanın gözü Asya kıyısında tepeler arasına sıkışmış olan İlium’un yeşil ovalarına takılıyordu. Önümde yumuşacık, parıltılı bir deniz, cıva dolu bir kaba daldırılmış kaba bir el gibi uzanmış İlyas Burnu… Sağımda derinlerdeki inlerinden çıkar devler gibi Yunana adalarının yükseldiği pırıl pırıl bir Ege… Ve hepsinin üzerinde İmroz ve Semadirek adalarının tepelerini altın parıltısıyla okşayarak batan güneş… Ege semalarındaki o ışık ve gölgelerin görkemine erişecek bir şey görmedim bugüne kadar. Eğer ressam olsaydım, tek isteğim tuvalime pembe, kızıl, kırmızı, sarı, mor, yeşil, amber ve mavi renkleri resmetmek olurdu. Ama ne tezattır ki; ben buraya savaşmaya gelen bir askerim.” (Anzak Yarbay John Patterson Seddülbahir-1915- Kanla Yazılan Destan Çanakkale- Hanri Benazus-Toplumsal Dönüşüm Yayınları)
Hüseyin Suda:
Teke Koyundan ayrılarak yemek için Motele dönüyoruz. Yemekten sonra biraz dinlenip bu kez rotamızı Alçıtepe'ye çeviriyoruz. Alçıtepe-Seddülbahir arası yaklaşık olarak 5 km. Bu yolu asfalttan geçeceğiz. Yarımadanın en stratejik noktalarından birisi olan Alçıtepe(Kirte) ,İtilaf kuvvetlerinin en önemli hedef noktalarından birisi. Alçıtepe'yi ele geçirmek bir anlamda Boğazın kontrolünü de ele geçirmek anlamına geliyor. Burada Alçıtepe'li Salim Mutlu tarafından oluşturulan Özel Harp Anıları Kolleksiyonunu ziyaret ediyoruz.
Kolleksiyon Salim Mutlu tarafından toplanarak sergilenen savaş kalıntıları,yazılı ve görsel basında yer alan dökümanlardan oluşuyor. Bu döneme ait çok zengin bir içeriğe sahip müze aynı zamanda türünün de ender örneklerinden.
İngiliz askerlerinin kullandığı porselen içki kapları sanki hiç yıpranmamış gibi gözüküyor. Çıkartmaların yapıldığı kumsallarda bu kapların kırıklarını bulmak halen mümkün.
İngiliz ve Fransız gemilerinden atılan çeşitli boydaki top mermileri; patlama riskleri şu an için yok ancak bölgede patlamamış olarak kalan birçoğunun olduğu biliniyor. Hatta orman yangınları sırasında birçoğunun patladığına ben de şahit olmuştum.
Alçıtepe Köyünden ayrılarak rotamızı Alçıtepe zirvesine doğru çeviriyoruz. Savaş sırasında İtilaf kuvvetleri Alçıtepenin çok yakınlarına kadar geldilerse de tepenin kontrolü hep bizim birliklerimizde oldu. İşte bu noktadan Boğazın ve Ege Denizinin eşsiz manzarasını seyredeceğiz.
Alçıtepe zirvesinden Güney-Batı'ya doru bakıyoruz. Solda Çanakkale Boğazı'nın girişi, ortada Boğaz çıkışındaki küçük adalar ve Seddülbahir sırtları,sağda ise Mehmetçik Feneri ve Kraliyet Deniz şehitleri anıtı görülüyor. Bu yöne doğru bakarken solumuzda Çanakkale Boğazı, sağımızda ise Ege Denizi ve Gökçeada görülüyor. Alçıtepe'nin neden bu kadar stratejik bir nokta olduğunu buraya çıkınca daha iyi anlıyoruz.
Yüzümüzü Kuzey-Batı'ya dönüyoruz. Karşımızda Fatih, arkasında Kabatepe , Conkbayırı sırtları ve Ege Denizi görülüyor. 360 derecelik bir manzara var.
Yine aynı noktadan Güney-Doğu yönünde Çanakkale Boğazı görülüyor. Resmin solunda görülen ise dün üzerinden geçtiğimiz tepeler. Anılarımızı tazeliyoruz,neredeyse dün kat ettiğimiz tüm parkuru buradan görmek mümkün.
Pürüzsüz asfalt yoldan güzel bir iniş sonrasında Seddülbahir Köyüne geliyoruz. Set kafede bir çay molası veriyoruz. Aşağıda Seddülbahir Limanı ve Kılavuz istasyonu görülüyor. Bu istasyondan Boğaza giriş yapan yüksek tonajlı gemilere kılavuz kaptan veriliyor. İstanbul Boğazında Karadeniz çıkışına kadar gemiler kılavuz kaptanlara emanet ediliyor. Limanda görülen kırmızı renkli kılavuz tekneleri her türlü hava koşulunda hizmet veriyor.
Başımızı sola doğru çeviriyoruz, Morto Koyu ve Şehitler Abidesi buradan da çok güzel görülüyor. Bu bölge balıkçılık açısından da çok tercih edilen bir yer. Boğazın akıntısı Ege Denizi ile burada karşılaşıyor,sular her zaman kıpır kıpır ve sürprizlere hazır.
İkinci günümüzü yine çok güzel anılar ve görüntülerle belleklerimize kaydediyoruz. Şimdiden buraya yapacağımız bir sonraki turun planlarını yapmaya başlıyoruz.Yarın dönüşe geçiyoruz,bu güzel rüyadan uyanmak istemiyoruz.
2. Günün Sonu
Devam edecek...
Posted
Jun 11 2008, 05:52 PM
by
Hüseyin Suda